"SAHİL KASABASINA YERLEŞME" HAYALİNİN DİĞER YÜZÜ


Bu yazıyı -kendi hislerimi bir kenara koyarak- tamamen İstanbul'dan buraya geldiğimden beri edindiğim 5 aylık tecrübemle ve şahit olduğum hayat hikayelerine bağlı olarak, beni ve yaşamımı ilgiyle takip eden ve özellikle böyle bir hayatın hayalini kuranlarınız için objektif olarak yazmaya karar verdim. Çünkü "hayaller" ve "hayatlar" tam olarak burada devreye giriyor. Hayalini kurduğunuz şey gerçekten hayaliniz mi? Yoksa siz aslında hayalini kurduğunuz hayatın insanı değil misiniz? Evet, bazen hayallerimizde de yanılabiliriz ve buna dair yapacağınız içsel keşifte ufacık bir katkım dahi olacaksa ne mutlu bana.




Çoğunluk mevcut hayatından yana mutlu değil ve başka bir hayat mümkün mü sorusu zihinleri kemiriyor. Bu çoğunluğun büyük kısmı sadece şikayet etmekle yetiniyor ve kafasını, alışkanlıklarının ve kaosun içinden çıkarmaya korkuyor, o "konfor alanı"nın içinde kalmak daha kolay geliyor. Aynı çoğunluğun bir kısmı, kırsala göç edenlerin pozitif hikayelerinden cesaret alarak adımını atıp kafasını başka bir hayata uzatıyor fakat kendisini çok iyi tartmadan gerçekleştirdiği için geri dönüş kaçınılmaz oluyor. Bu çoğunluktan geriye kalan küçük kısım ise çok yönlü ve detaylıca düşünüp, araştırıp, zeminini hazırlayarak hayalini kurduğu göçü gerçekleştiriyor ve sonuç olarak bundan yana her gün şükür duyuyor. Şöyle genellemem gerekirse, şehirlerden köylere kasabalara göç edip mutlu olan kadar olmayan da var. Bunun sebeplerine konu konu değinmek istiyorum şimdi.



Öncelikle göç etmeden evvel iş konusunda netlik kazanmak çok önemli. "Biz bu yola hele bir koyulalım da, illa ki bir şey çıkar, aç kalacak değiliz" gibi kaderci düşünmek ne yazık ki hüsranı da beraberinde getirebilir. Buralarda iş imkanı sınırlı ve düzen biraz farklı işliyor. İşi bilgisayarının onunla geldiği her yer olanlar, kira geliri olanlar, hobisini işi haline getirenler, buralara gelme hayalini somutlaştırmanın akabinde araştırmalar yapıp yaşayacağı yerin eksiklerini saptadıktan sonra o alanda bir iş geliştirerek uzmanlık kazananları nispeten biraz daha şanslı sayabiliriz fakat onun haricinde bir altın bileziğe sahip olup buralarda barınamamak da mümkün.


O herkesin kurduğu "Bir cafe, pansiyon açarım güzel güzel geçiniriz" hayalini de derinliklerine kadar araştırmak gerekiyor. Mesela benim gözlemlediğim kadarı ile dilediğiniz dükkanları paranız cebinizde hazır olsa dahi gönlünüzce tutabilmeniz her zaman mümkün olmuyor. Buraların mal mülk sahibi insanları dışarıdan gelip yerleşenlerden çok önceliği yerlisine ve eşe dosta, tanıdığın tanıdığına veriyor. Onun haricinde turistik ve yazın çok kalabalık sayılabilecek yerlerde dükkan tutabilmek için birikiminizin sağlam olması gerekiyor, kiralar çoğunlukla uçmuş gidiyor. (Gözü daima dükkanların üzerinde, gönlünde kendi küçücük yerini açmak olan birisi olarak söylüyorum :) )

Büyük maddi beklenti ve hırslarla küçük bir hayat kurmak durumu ise ne yazık ki çelişiyor. Şehirli hırslarından ve alışkanlıklarından yeterince arınmadan buralara göç edenlerin arkasına dahi bakmadan geri döndüğünü çok duyar oldum...


Burada hayat çok yavaş işliyor. İş yaptırmak söz konusu olduğunda da hep aynı yavaşlığı hissediyorsunuz. Örneğin, marangoza yaptırmak istediğiniz o masa asla sizin belirlediğiniz zamanda bitmiyor, onun dilediği vakti bekliyor. Şehirlerde kolaylıkla takındığımız "giderli" ve şikayetçi tavır ise kimseye sökmüyor, beğenmiyorsan her kime istersen ona gitmen gerektiği konusunda yönlendiriveriyorlar seni. :)

Şehirde yaşamanın bir nimeti de kuşkusuz sağlık konusu. Sağlıkta imkan arttıkça insanın kafası daha rahat oluyor ve buralarda yok diyemem fakat kısıtlı olduğu bir gerçek. Eksikliğini ise gündelik yaşamınızda hissetmeseniz de hastalık durumlarında muhakkak hissediyorsunuz. Buraya yerleştiğimden beri hem kendimle alakalı hem de patili çocuklarımdan yana birkaç sıkıntılı süreç atlattık ve o süreçlerde İstanbul'un adı mutlaka geçti. Bunu kabullenerek ve her an şehir imkanlarına ihtiyaç duyabileceğinizi göze alarak hareket etmek gerekiyor.

Göç etmeyi düşünen çocuklu ailelerin ise kafasında çözümlenmeyi bekleyen konulardan bir diğeri eğitim oluyor. Enine boyuna düşünüp onlar için en iyisi olsun diye çabalayan anne-baba için bunun ne demek olduğunu çocuğum olmasa da anlayabiliyorum. Gözlemlerim doğrultusunda çocukların köy okullarında daha mutlu büyüdüğünü söyleyebilirim fakat belli bir yaşa geldiğinde de farklı imkanlar sunmak istendiğinde elbette hayata ona göre yeniden yön vermek gerekebilir. Burada bir öğretmen tanıdım köy okulunda çalışan, çocuklar arasındaki en büyük sıkıntının büyük şehirlerden göç eden ebeveynlerden dolayı kaynaklandığını anlattı. "Şehirli zihniyetlerini ve orada gördüklerini buraya taşıyıp adapte etmeye çalışıyorlar ve bununla başa çıkmakta hem biz çok zorlanıyoruz, hem onlar" dedi. Dolayısıyla burada ebeveynlere de sanki biraz sorumluluk düşüyor.



Şu kaçınılmaz bir gerçek ki; şehirlerde çok daha sosyal ve insanlarla içiçe bir hayat sürüyoruz. Buralara gelince kendinize dönüş, eğer eşinizle, sevgilinizle veya her kimle yaşıyorsanız onunla içiçelik kaçınılmaz oluyor dolayısıyla birlikte böyle bir hayatı paylaşacağınız kişiyle olan ilişki bağınız çok önemli. Sağlam olmayan bir temeli var ise küçük bir elektrik kesintisi dahi günler boyunca süren bir kavganın sebebi olabilir. :) Elektrik kesintisi demişken; evet buralarda yağmur yağdığında genellikle elektrikler kesilir, tv bozulur, camdan dışarıya kafanızı uzattığınızda sadece karanlığı görürsünüz, soba ile ısınmıyorsanız elektrikler gelene dek üşümek de kaçınılmazdır. Soba ne kadar da romantiktir, üzerinde patates, kestane pişirmenin tadı anlata anlata bitmez fakat çoğunlukla evinde kullananlardan "davulun sesi uzaktan hoş geliyor, hele bir de onun isiyle pisliğiyle uğraş bakalım romantik bulacak mısın, en iyi soba arkadaşımın sobasıdır" yorumunu az duymadım. :)
 
"Küçük yerin dedikodusu çoktur ve mesafeni koruyamazsan insanlar her konuda kendilerinde söz hakkı bularak hayatının içine burunlarını sokabilirler." Göç etme fikrine kapıldığımdan ve dile getirmeye başladığımdan beri bu hayatı benden önce seçip yaşayan herkesten aldığım yegane uyarı. Gözlemlerim şimdilik bunu doğrular nitelikte. Dedikodu gerçekten çok fazla. Yavaş, sakin ve azınlıkta bir hayat sürüldüğünden dolayı herkesin algısı bir diğerine sonuna kadar açık vaziyette. Çok komik bir anım var mesela, ilk geldiğim günlerde "acaba buralardan birkaç günlüğüne uzaklaşmam gerekirse güvenilir kime emanet edebilirim benim çocukları" diye sesli düşünüp, birkaç kişiyle paylaşmıştım. Sonra çok alakasız ve hiç tanımadığım birisinden "kedilerine yatılı bakıcı arıyor" diye adımın çıktığını öğrendim. :) Bu ufacık bir örnek, taşındığınız andan itibaren, iletişimde ve etkileşimde bulundukça istemeden de olsa kapılarınızı ardına kadar açtığınızı ve buna yönelik takınacağınız tavrın önemini asla azımsamayın. Her yerde olduğu gibi buralarda da güzel düşünceli ve kötü düşünceli insanlar var; şehre göre tek farklılık ise buraların daha küçük ve daha konsantre olması.

Sinema, tiyatro, konserler gibi sosyal ve kültürel etkinliklere uzaksınız. Alışveriş tutkunuysanız, alışkın olduğunuz çoğu mağazaya da aynı şekilde. Güzel bir kitapçı gezmek bile özlenen "lüks"lerden bir tanesi. Yaşadığım yerin yarım saat uzaklığındaki sinemada filmlerin büyük kısmının sadece dublajlı olarak gösterildiğini öğrendiğimde yaşadığım şoku anımsıyorum da... Sinemaya benim için bir veda niteliğindeydi. :)

Yaz aylarında tatil amaçlı gelip de aşık olup, "ahh keşke burada yaşasak" dediğiniz yerleri bir de kış vakitlerinde ziyaret etmeyi deneyin. Issızlık, "burası orası olamaz" dedirtecek kadar yoğun hissettirir kendisini. Sokaklarında in ve cin top oynarken siz sadece kendi adımlarınızı, birkaç esnaf sohbetini, rüzgarı ve sokaktaki hayvanların seslerini duyarsınız. Gittiğiniz rengarenk restoran ve dükkanların hepsi çoktan kepenk indirmiş; yükselen leziz kokular yerini soba kokusuna bırakmıştır. Ve işte yaz mevsimi haricinde yaşayacağınız hayat budur. Günlerce süren fırtına ve yağmur, içinize ve ne yapsanız tam anlamıyla o kaloriferli eviniz gibi ısıtamadığınız evinize işler...

Yazdıklarımın fazlası değil fakat eksiği olduğuna eminim. En az kendi hissettiklerimden emin olduğum kadar. Dezavantaj olarak sıraladığım hiçbir şey benim için böyle bir hayatın içinde önem teşkil etmiyor. Neden mi?

Tiyatrolara gidemiyorum belki ama doğanın en güzel gösterimlerini en önden seyrediyorum. Sevdiğim mağazalar burada olmasa ne olur, ben tam tersi kıyafetlerimi yarı yarıya azalttım ve alışverişi neredeyse tamamen bıraktım; ona rağmen hayatımın sonuna kadar bana yetecek giysim var. "Az daha çoktur!" Kışı çok soğuk bir evde geçirsem ne olacak ki; kat kat giyinmek, en sevdiklerimle sarmaş dolaş oturmak, ertesi gün kendisini affettirircesine açan güneşle ısınmak gibi yöntemlerim var. Elektriklerin sürekliliği bir yağmura bağlı olsa ne fark eder, her an yakılmayı bekleyen bir mumum var elimin altında, kitap okumak için bahane yaratmaya da ihtiyaç duyuyor insan günümüz teknoloji dünyasında. Yani kısacası; ben bu yavaş hayatı, dingin ruhu, doğanın bize sunduğu her hali sorgusuzca kabul ettim. Ve bu hale bürünmek için öncesinde 3 yıl boyunca kendimi dinledim... "Tamamım, ben tam olarak buyum ve hazırım" dediğim an adımımı attım. Şimdi kış, yerini bahara bıraktı ve ben o korkulan kışı o kadar sevdim ki yazın hengamesinden çok korkuyorum... :)

Özet olarak; "Ege'de bir sahil kasabasına yerleşmek" hayali güzel ve romantik bir hayal. Ama bu hayali kurmadan önce kendinizle tekrar tanışın ve sorun; "İstediğim gerçekten bu mu?" Cevabı evet ise, kışın ziyaret edin hayalini kurduğunuz yerleri, konaklayın bir süre. Gecesini, gündüzünü görün, halkıyla ve esnafıyla sohbet edin, karış karış gezin sokaklarını. Sonra kıyaslayın mevcut hayatınızla ve tekrar sorun kendinize "Vazgeçebilir miyim mevcut hayatımdan bunlar için?" Cevap hala evet ise, yapın planınızı aceleye mahal vermeden, sindire sindire, bu yeni fikre alışa alışa. Sonrasında ise yolunuz açık, ferah ve aydınlık olsun!

21 yorum

  1. Çok doğru bir yazı olmuş hepsine katılmamak elde degil.Ben de yazlarını kuzey egedeki yazlık evinde geçiren biri olarak size fazlası ile katılıyorum. Çünkü kışlarıda evi dolaşmak ve hava degisimi amaci ile 2 ayda bir gidiyoruz.yazın açık olan bakkallar kapalı ve en yakın ekmek alacagın mesafe 7-8 km mesafede. Kardan ve yağmurdan oyulmuş yollar,maalesef insanların yazın bıraktığı onlarca aç hayvan... Gerçekten yazın 3 ayımı gecirdigim mekanla alakası olmayan manzaralar. Bundan dolayı işim değişime uygun olsada sizin yaptığınızı yapamam en azından belki şu yaşımda. Guzel ve gerçekçi yazınız için teşekkürler

    YanıtlaSil
  2. Merhaba Damy bende eşim ve 3 patili çocuğumla böyle bir fikrin içerisindeyim korkularım var ama yaşamadan bilemem sonuçta bir önceki yazında yazdığın gibi “ Pişmanlık da hayata dair bir tecrübedir ve pişmanlığı yaşamış olmak bile hiç tecrübe etmemiş olmaktan güzeldir" bu beni belki de kendime getirdi kafamdaki soruları tek tek atıyorum belki de bizde 1 yıl gibi bir süre içerisinde doğa ile iç içe yaşama arzum gerçekleşir. Ruhunu açtığın için teşekkür ederim

    YanıtlaSil
  3. Çok güzel bir yazı olmuş.

    YanıtlaSil
  4. Bıkmadan keyifle okudum.ışık oldu yazıların.teşekkürler��

    YanıtlaSil
  5. Cok bilgilendirici ve gercekci olmus,tesekkurler..kulahi onume koyup daha detayli dusunecegim bazi seyleri :))

    YanıtlaSil
  6. Me muhteşem dile getirmişsiniz orda yaşananları. Emeğinize sağlık ��

    YanıtlaSil
  7. 2,5 yıl önce ilkokul çağındaki 2 çocuğumuzla sahil kasabasına yerleştik. Saydıklarınıza katılıyorum. Fakat olumlu yönleri öyle çok ki, olumsuzluklar hiç rahatsız etmiyor insanı. Her gün ailece şükrediyoruz.

    YanıtlaSil
  8. Ben de bir Fethiyeliyim yazdıklarınızın hepsinde çok çok haklısınız.Hatta size yardımcı olabilmek için Dmden yazdım.Fethiye’de zaman komşuyla akrabayla eşle dostla işle bağla bahçeyle geçer genelde küçük insanın derdi de küçük olur derler ya iş aynen öyle anlayacağınız.Hatta biz Avm yapılırken korkmuştuk Fethiye de diğer şehirler gibi hep kalabalık olacak bina olacak heryer diye.Ne garip düşünce değil mi.Neyse Damy inşallah daha sonra çok uzun konuşuruz sevgiyle kal.Hep mutlu ol

    YanıtlaSil
  9. Hep hayalimdi muğlada bir çorbacı açmak ama biraz ertelemeliğim bu hayalimi en azından bir 10 sene kadar ☺️Yazınız için teşekkürler sevgili damy��

    YanıtlaSil
  10. Ne kadar güzel dile getirmişşin düşüncelerini ben ve eşim de şehir hayatından uzaklaşmak istiyoruz ama kafamızdaki sorular yüzünden hep erteliyoruz beni kendime getirdiğin için teşekkür ederim 😂😉😊

    YanıtlaSil
  11. Nasıl güzel anlatmışsın Damy.. bizde eşimle 3 sene önce karar verdik bu hayatı yaşamaya, iki kere sonbaharda Adana- İzmir arası her yeri didik didik gezdik ve geçen sonbahar Fethiye de karar kıldık. Aslında eşim konservatuvarlı Türk müziği okudu, bende iletişimciyim ama aile mesleği olan dondurma işimizi yapıyoruz ve sanırım o bölgelerde yapılabilecek en iyi işlerden birine sahibiz😁 hala eski usül yöntemlerle yaparız ve bambaşka bir tadı vardır dondurmamızın. Dalaman’da bir hafta arkadaşlarımızda kaldık ve çevreyi uzun uzun gezip Fethiye dedik kısacası. Her şey planladığımız gibi giderse 2020 sezonunu Fethiye de açıyoruz☺️ Bahsettiğin bütün olumsuz gibi görünen özellikler bizim için -tıpkı senin de bahsettiğin gibi- o kadar önemsiz ki.. umarım bir gün oralarda görüşmek ümidiyle ❤️

    YanıtlaSil
  12. İstanbul' da bir beyaz yakalı iken emekli olup, artık Ege dedikten sonra kuzey egede bir köye yerleştim. Bu yazılanların hepsine imzamı basarım. Biz toprakla uğraşmak, kendi yetiştirdiklerimizi yemek için tercih ettik. Bu keyifli bir süreç ama dammy' nin yazdığı gibi o toprağa elini bulamak istiyorsan, bu bir yaşam tarzı haline gelmişse cidden güzel. İnternet bağlantısı, şehirdekinden kat be kat hızlı mesela :)
    Evet kesinlikle herşeyi taşımadan önce bir tecrübe etmekte fayda var. Sevgiler,

    YanıtlaSil
  13. Ne eksik ne fazlası var yazdıklarının zaten gönülden okuyanlar tamamlar varsa eksikleri ya da atar fazlalarını kelimelerin...zira kimse anlatamaz kelimelerle hissettiklerini ne de Olsa alfabeler sınırlı, sesler, kokuların alfabesi yol ki ��
    uzunca zamandan sonra bende taşındım memleketime. Okuldan mezun olunca dünya sıralamasında ilk 10 şirket arasında olan bir yerde işe başlayıp 10 yıl büyük bir motivasyonla terfiler, maaşlar, güzel yemekler, güzel kıyafetler derken geçmiş zaman. O ufak kızın hayal ettiği şık iş kadını olmuşum ama ufak kız nereye gitmiş? Koştururken, yorulurken, hızlı akan bir şehirde kaybetmişim onu. Neyseki geç olmadan aramaya başladım. İlk olarak O’nukaybettiğim yere döneyim belki gelir dedim işimi, evimi taşıdım. Pek havalı beyaz yakalılar, nereye koştuğunu bilmeyen yöneticiler yok �� onun yerine akarsular, göller, dağlar, ağaçlar var en önemlisi bunları farkedecek anlarım var. Artık sabahları uyanıp önce telefonda Mail gelmiş mi acaba acil miydi diye düşünmek yerine nefes alıp sonra güne başlayan bu kadını seviyorum �� çünkü ufak kız birilerimin bahşettiği sıfatlarla kazandığı o hayatın getirdiklerinin aslında O’nu tüketmekten başka bir işe yaramadığını farkedip hemen gitmişti. Mesleğimde öğrendiğim en önemli şey her gelirin bir maliyeti olur muhakkak, uzun lafın kısası bugün yaşadığımız büyük hayatlar, maaşlar, arkadaşlar bir gelir ama maliyeti ne onu göremiyoruz bilemezsin sağlığın mı, huzurun mu o maliyet ��‍♀️��‍♀️o nedenle azaltmak istedim ki maliyetim de azalsın �� niye bu kadar konuştum şimdi ��������

    YanıtlaSil
  14. Sevgili Dammy,çok güzel gözlemleyip harika bir şekilde anlatmışsın.Tam 17 sene önce hayallerimizin peşinden koşup yerleştirdiğimiz Marmaris'e dört sene yaşadıktan sonra veda etmek zorunda kalmıştık.Ve şimdi döndükten 13 sene sonra tekrar geri dönme heyecanını yaşıyoruz. Bu 13 sene boyunca daha önceki tecrübelerimizden edindiğimiz gerekli şartları oluşturmak için çabaladık.Tespitlerinde çok haklısın,oralarda yaşamak için birikimini oluşturmak ve gerçekten yapabileceğine inanmak lâzım.Sağlık ve huzur dolu bir yaşam dileğiyle,sevgiler

    YanıtlaSil
  15. Ben yıllarca kurumsal hayatın çilesini çekmiş, şimdi daha küçük çaplı bir dış tic firmasında ortaklığı olan bir kadınım. Eşim ise bir firmada GM ve iş stresinin de etkisiyle 2 kez kanser atlatmış ama hayata sımsıkı bağlı ve çok neşeli bir insan. Bundan tam 3 yıl önce karar verdik küçük ve sakin bir deniz kasabasına yerleşmeyi...Ben köy hayatı, bağ, bahçe hayranıyım zaten... Köylerine tatile giden ve eli kolu doğal ürünlerle dönen insanlara hep imrenmişimdir :) Uyum sağlama yeteneğim ve cesaretim sayesinde yeni bir hayata yola çıkma fikri beni heyecanlandırıyordu. Eşim ise nereye gitse anında çevre edinen, çok sosyal bir kişilik olduğu için kendine güveni tamdı. Tam 2 yaz boyunca tüm tatillerimizde ege’nin çeşitli yerlerini denedik. Daha ilk yazın sonunda Çeşme-Bodrum gibi kimliğini kaybetmiş, bozulmuş,kalabalık yerlerde yaşamak istemediğimizden emindik. Bir arkadaşımız Sarıgerme Hilton’a tatile gitmişti ve çarşıda gezerken bir emlakçıya gitmiş ve ev almaya karar vermişti. Eşim ona yardımcı olacaktı. Derken ev alındı ve biz de üst üste defalarca o bölgeye tatile (keşfe) gittik. Küçücük bir köy... Gitgel hepsi 10 dk. Kışları inle cin bile top oynamıyor. Fakat konumu ve doğası muhteşem! 10 dkda havalimanındasınız. 20 dkda Köyceğiz, 30 dkda Göcek, Dalyan, 45 dk da Fethiyedesiniz. 1 saatte Marmaristesiniz! Yani arabaya bindik mi her yer bizimdi ve gezmek icin bol bol vaktimiz olacakti. Tam 1 yil ev bakıik ve nihayetinde tam gönlümüze göre olan bir evi çok uygun fiyata aldık. Şimdi evin borcunu bitirmek ve nasipse çocuk sahibi olmak için 1-2 yıl daha İstanbul’un çilesini çekeceğiz. İstanbulda yaptığımız yatırımlardan gelecek kira gelirimiz sayesinde oralara yerleşince maddi sıkıntımız olamayacak fakat genç ve hareketli bir çift olduğumuz için üretmeden durmayacağız. Planlar projeler şimdiden hazır. Yerleşince hayata geçirmesi kaldı :) Demem o ki, tıpkı dediğiniz gibi gitme fikrini içinize sindirmek gerekiyor, yerleşeceğiniz yeri yaz-kış gidip görmek ve avatajlarını/dezavantajlarını bilmek çok önemli, yerleştikten sonra hayatınızı nasıl idame edeceksiniz bilmeniz ve hazırlık yapmanız gerekiyor... Nasipse 2020 sonbaharında sizin ve nice şehirden köylere/kasabalara göçenlerin geçtiği yollardan geçmek için çok heyecanlıyız... iyisiyle, kötüsüyle hayat bize ne getirirse sevgiyle kucaklamaya hazırız :) Sevgilerimle, Ayşe

    YanıtlaSil
  16. Bizimde eşim ve oğlumla böyle bir düşüncemiz var ama birikmiş para olmayınca ve zorluklarını da göz önüne alınca çok zor. Sizin yazdıklarınız da çok doğru. Allah herkesin yardımcısı olsun.

    YanıtlaSil
  17. Çok güzel bir yazı olmuş☺️ Biz yeni evlenip aslında İzmir merkezden çok da uzak olmayan bahçeli daha sakin bir hayatı tercih ettik. Ve doğalgaz olmadığı için soba yaktık. Tam bir hayaller hayatlar durumuydu çok zorlandık. Yazıyı gerçekten o kadar güzel yazmışsınız ki hiçbir şey dışarıdan göründüğü kadar kolay olmayabiliyor fakat hayat sizi nasıl mutlu ediyorsa öyle yaşamayı seçmek çok büyük bir şans.

    YanıtlaSil
  18. Çok güzel ve bilgilendirici bi yazı olmuş gerçekten.İnşallah bende belki Ege değil ama köyümden çooook eski bi ev almak istiyorum. Kimbilr belki de bize de nasip olur orada yaşamak

    YanıtlaSil
  19. Bu yaziniz nasil iyi geldi. Ayni duygulari yasadik esimle ege de bi ev almaya karar verdik ve Fethiye dedik. Ama simdilik sadece 5 ay kalmayi kislari yine istanbul da olmayi planliyoruz. Fethiye de sizinle de tanismayi cok isterim, Biz de iki uzman dr uz bizim meslegin güzelligi istersek orada da calisabilmek. Sanirim bu iyi bir avantaj olacak. Sevgiyle kalin ve muhtesm pastalar yapmaya devam:)))

    YanıtlaSil
  20. Kıymetli bir yazı olmuş, teşekkürler.

    YanıtlaSil

Başa Dön